Korku İmparatorlukları Her Zaman Yıkılmaya Mahkumdurlar

Leonidas’ın fırlattığı mızrağın Pers Kralı Xerxas’in suratını sıyırıp geçtiği ve onun bir Tanrı olmadığını, sadece oyunu düzgün oynayarak bir korku imparatorluğu yaratmış olan zavallı bir adam olduğunu tüm dünyaya gösterdiği sahneyi hatırlayarak giriyorum sinemadan içeriye. Fran Miller’in grafik romanından uyarlanan 300 Spartalı filminin devamı olan Bir İmparatorluğun Yükselişi’ni seyredecek olmak heyecan verici, farklı duyguların bilinmeyenlere uzanan yolculuğu gibi tatminkar. Serinin ilk filmi o kadar yer etmiş ki içimde resmen dakikaları sayıyorum, etrafa saçılacak koyu kırmızı kanları, en kritik anda slow motion sessiz çekimleri, cesaretin ve onurun 3D olarak anlatımını sabırsızlıkla bekliyorum.
Filmin başlangıcındaki açıklamayla birlikte serinin devam filminin tüm yaşananları kapsayan, ilk filmde yaşananların öncesini, eş zamanını ve sonrasını anlatan bir perspektifde kurgulandığını anlıyorum ve daha fazla heyecanlanıyorum çünkü yüreğim ilk filmi seyreden herkesin hissettiği gibi hırsla, intikam duygusuyla dolu. Sahte bir korku imparatorluğunun, yalanlarla, dolanlarla onurlu, cesaretli insanları katletmesini içime sindirememişim hala. 300 kişiye onbinlerle yapılan savaşın adaletsizliği yüreğimi yakmış,
Film devam ediyor ve ben bu filmi izlemeyi seçmiş bir seyirci olarak istediğimi her sahnede fazlasıyla almaya başlıyorum. Aksiyon kelime tabiriyle maksimumda, zalime, zulümkara karşı korkularından arınarak yavaş yavaş birleşen ve gelecekteki güzel günler için savaşan insanları seyrederken hülyalara dalıyorum istemeden. Çok mu duygusal bir yazı? Ben bu coğrafyanın çocuğuyum ve bundan gurur duyuyorum. Kültür seviyem ne olursa olsun, dört tane roman yazmış bir insan da olursam olayım ya da hayatın ne şekilde şekillenmiş olursa olsun milli maçlarda yabancıyı kayıran o hakemlerden hep nefret ettim, bağırarak küfür ettim hatta, hangimiz etmedi ki? Bir bilim adamı olarak söyleyebilirim ki genlerimde akıncıların, Osmanlı’nın en açık izlerini taşıyorum, yatsımaya çalışsak da hangimiz bunu inkar edebilir ki? Kültür seviyesi yüksek arkadaş sohbetlerinde güldüğümüz, güya alay ettiğimiz Cüneyt Arkın filmlerini yüreğimizde çoşkuyla, millet toprak bilinciyle ağzımız açık seyrettiğimizi itiraf edemesek de gerçek bu değil mi? Bizler bu coğrafyanın çocuklarıyız, duygusal ve her zaman için ezilenin yanında. Türk Siyasi hayatımız da böyle şekillenmiyor mu? Fakir Edebiyatı kavramı bu topraklardan doğmamış mı? Evet her sahnede sonuna kadar Spartalıların yanındayım, Pers İmparatorluğu’nun ya da daha doğru bir tanımlamayla İran bölgesinin her askerinin gerçekte böyle olmadığını bildiğim halde öldükleri sıra mutlu oluyorum çünkü ben buyum, bu toprakların çocuğu, haklının ezilenin yanında olan.
Film bitiyor ve yüzümdeki o tatminkar gülümsemeyle, mutluluk duygusu ve rahatlamış yüreğimle ayrılıyorum sinema salonundan ve bu filmin de bir kere daha anlattığı gibi haksızlıklarla dolu olan İmparatorlukların dünya tarihinde de sayısız örneği olduğu gibi yok olup gideceklerini bilmenin huzuruyla yürümeye devam ediyorum şehrin sokaklarında. Çünkü ben bu coğrafyanın çocuğuyum, tıpkı yetmiş beş milyon gibi duygusal, ezilenin, haksızlığa uğrayanın, adaletin ve de doğruların yanında

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir